Güneş doğuyor

Gülünç durmuş gibiydi ona biçilen kaftanı. Şöyle bir bakındı umarsızca, gerçek diye sandığı bildiklerini görüyordu. Şaşkınlığı duygularını anlamlandırmaya yetmiyordu. Uzun süredir kimse bam teline dokunup, köşesinde ağlatmayı bekleyen enstrümanına el sürmemişti. Ütopik hayal dünyasında gürültüler, savaşları davet etmek üzereydi. Korktuğunu kabul etse barış gelecek ve iyiyim diyebilecekti. Çok basit görünen gerçeklere kapalı, sığınağının ötesinde fark edilmeden şarkısını söylemeyi diliyordu. Onu duyan birkaç kişiden başkası gölgeleri betimliyordu. Doğudan doğduğu apaçık ortada olan yeni yıldızı es geçip eski yaldızları solmuş ipekten yangına tutulmuş cılız titrek ışığa bakma düşüncesi bile düşündürünce çıkamıyordu isimsiz yabancı sokaklardan. Doğu adres sormadan selam buyururken, kara defterdeki gizli yerlere dikkat çektiğini bilemiyordu. Yeni ve gerçekçi oluşu geçmişi var ile yok arasında bırakacak kadar umutlu olabilir diye düşünüyordu. Velhasıl ölüme giden terk-i yolculukta yalnızlığı güneşi istiyordu.

Sonradan

Bir kadın vardı, bir adamı bekleyen.

Sorgusuz yalnızca anlayış isteyen,

Kadını karanlığa terk ederek arada bir ışığını lütfeden.

Adam sınırlarını kollar, kadın sınırsızlığı tadarken.

Zamanla yorulsa da sevmeyi bırakamayan ve sadece sevilmek isteyen iki insan.

İki farklı dünya, aynı frekansta buluşan.

Hepsi bu, ötesi olamayan.

Huzurlu budala

Bir görüntü çıktı yolumun üstüne, ben farkına vardığım sırada; olacakların bağlantısını çözmüşken. Yalnızlığımı paylaşmayı seçtiğim insanları düşündürdü bana. Heyecanlar ile endişelerin yer bulamadığı huzurlu saatleri istemsizce hızlandıran o insanı… Benim ona yüklediğim anlamlarla vücut bulan bir hayal ürünü oldu belki bir dönem; çalkantılı ve telaş budalasına benzer. Duygusal yoğunluk, tükenişle birlikte ağlanan gülünen resimler. Hepsi geride kaldı. Huzuru kendi hayalimde buldum yeniden. Anlatamıyor olabilirim ama sessizlikte saklı kalan düşler ve herhangi biri gibi muamele görmek çabayı eksiltiyor. Alıp götürüyor kalpten yıldız tozlarını. Nasıl demeden geçen yollar ve rutin sohbetler. Dergi kapaklarını süsleyen reklam değeri yüksek görüntüler gibi. Bir görüntü ve pek çok fark ediş.

Ne fark ederse

Rüya gibi anımsıyorum bana olanları.

Sana yaşattıklarımı, çırpınışları.

Az savrulmadım sebebini anlamadan,

Senin kollarındaydı huzur.

Hasret ve belirsizlikler geçecek sanardım.

Yanılmış olabilirim, seni anlayamamış…

Beklentilerin sürüklediği çıkmazda,

Senin dışındakiler önemsizken bir zamanlar.

Değişime kapılmış gidiyorum sen gibi.

Anlık durum

Psişik güçlerimden korkuyorum bencilliği beraberinde getirir mi diye. Kafam hep karışık, geleceğim belirsiz ama ne olursa olsun iyilikler arıyorum. Güzel günler bir gün geliyor; bir saat ya da bir dakika… Bazen geliveriyor öylesine. Bekliyorum ancak birini değil, artık değil. Zamanım bitmeden güzelliklere doymak ve doyumsuzluğa son vermeye çabalıyorum. Gerçekleri oyun dışı gözlemliyor, yaşım ile birlikte devleşmeyi ümit ediyorum. Ve ben bile kendimi anlayamazken bana beni anlatan insanı özlüyorum. Yeri dolmasa da onu beklemek istemiyorum. Beklentiler en acısı zorlukların. Sevgiyle ve sevgisizlikle yoğrulmuş ruhum yalnız, üşüyor. Yine de devam. Kötülüklere uğramadan…

Ölen yalnızca zaman

Uyuşmuş canı bir adım öteye gitmeyen bedenimle sunulan güzelliklere yaprak açıyor, esmeyen rüzgara masumiyeti geride bırakıp eskilerde bulduğum umutla bekliyorum. Sessizce ölümsüzlüğe and içmiş gibi soğuk tenimde yanan güneşten kaçınıyorum. Suskun ve düğüm düğüm sıfatları es geçip kırık tekneyle alabora olmamak için belki de sadece karaya varmak için bahaneler buluyorum. Özlediklerim arada bana göz kırpıp varlığını hatırlatıyor ama kendime zor yetiyorum. Ruhu kaybolmuş ve onu aramaktan vazgeçmiş halde…

Birinden diğerine

Rüyandan uyandın ya

Unutamadığın gerçekler tam karşında

Sessizlik içinde patlamış hırsla

Gücün var zannederken ki hayal kırıklığına

Başlıyor sonu gelmeyen döngü

Talihsiz ve küskün dayanağına

Yüz çeviren sahteliğin su çalıyor

Yaşanan emektar tenine

Kabusun bittiğini haykırırcasına

Birinden diğerine uyanmak güneşle

Sonu dilercesine

Önemsiz konuları ciddiyetle

Yosun tutmuş kalpleri pamukla

Sarmalarsın ama uyanınca

Diğerine yetişemez olursun

Yalandan da olsa

Küçük ışığıyla parlıyordu ılık tebessümü.

Ağaçlara konan kuşlar gitmeyi düşlüyordu.

Rüzgar hızını kesmeden yoluma çıkıyordu.

Onu hissetmek doğaya kucak açtırıyordu.

Bitmek bilmeyen seferlere dalıp,

Kayıp şehre ayak basmak gibi aldatıcıydı.

İnancım sarılmıştı bir kez geri dönmek olmazdı.

Gecelere dost olup gündüzler de anılmak bana uyamazdı.

Herşeyin tek açıklaması olamazdı.

Kapattım kulaklarımı evvelinde,

Duymamış gibi hiç duymayacak gibi.

Dondurulmuş beyinler

Toplum olarak geldiğimiz nokta beni üzüyor. Nereye gideceğimize karar veremiyoruz, böyle bir yetkimiz yok. Düzenden sıyrılmak bir sorun, onun bir parçası olmak daha da. Hastalıklar var, ölenler var ama bir yandan doğanlar ve çalışmak zorunda olanlar var. Sorgulayan yoruluyor, kabullenen ise yoruyor. Yaşamak çok basitken yaratılan algılar ve kesmekeşler nefes aldırmıyor. Birey olmanın faydaları nerede göremiyorum. Eskiden ve şimdi parayla satın alınan şeyler değişmiş. Ben merkezli bireyler nasıl toplum olabilir? Onlar sadece bugün için yaşarlar ve nesillerini devam ettirdikleri için mutludurlar.